İbrahim Hakkı Hazretleri, Anadolu’da yaşayan evliyânın ve âlimlerin büyüklerindendir. Babası Osman Efendi de velî bir zâttı. İbrâhim Hakkı 1703 (H.1115) senesinde Erzurum’un Hasankale kasabasında doğdu. İbrâhim Hakkı; babasından, tefsîr, hadîs, fıkıh gibi zâhirî ilimleri öğrendi. Babasının arkadaşı Molla Muhammed Sıhrânî hazretlerinden de, astronomi, matematik gibi zamânın fen ilimlerini tahsîl etti. Allahü teâlânın zâtında ve sıfatlarında mârifet sâhibi olmak, hasta kalbine şifâ bulmak için de İsmâil Fakîrullah hazretlerinin sohbeti ve hizmetiyle şereflendi. 1778 (H.1192) senesinde ömrünün sonlarına yaklaşan İbrâhim Hakkı, vasiyetnâmesini yazdı. Sık sık hastalanması sebebiyle bizzat kendisi kitap yazmak için uğraşamıyordu. Ancak yazdırmak sûretiyle kalan ömrünü bereketlendirmek istiyordu. Bu sebeple oğullarının kâtib olarak yardım etmelerini istedi. Kendisi söyleyip oğulları yazdılar. Nihâyet 1781 (H.1195) târihinde bir Perşembe günü vefât etti. Tillo’da, hocası İsmâil Fakîrullah hazretlerinin kabrine komşu olacak şekilde defnedildi. Ölümü için de; “Hudâyı bilmeye ancak cihâne geldi sultânım.” mısraı târih olarak düşürüldü.
İbrâhim Hakkı hazretleri için şiir, bir vâsıtadır. Ona göre şiir Hakk’ı anlatmalıdır. Edebi bildirmelidir. Hakk’ı anlatmak için, kalemin âşıkın elinde olması gerekir. Ancak o zaman Hak âşığı, Hakk’ı anlatacaktır. Şiirde sevgiliye (Allahü teâlâya) yer verilince, o kıymet kazanır. Sevgiliden bahsetmeyen şiirde güzellik aramak boşunadır. Şiir böyle olunca hikmettir.
Şiirleri, Dîvân’ında ve yer yer Mârifetnâme’sinde yer almaktadır. Mârifetnâme‘deki şiirlerin pek çoğu dîvânından alınmıştır. Yalnız bu eserde yer alan ve mevzûları toplayarak anlattığı şiirler, öğretmek içindir ve bir bakıma işlediği konuların özeti durumundadır. O, bu şiirlerinde hep Hakkî mahlasını kullanmış ve hep kendisine öğütlerde bulunmuştur. Şiirlerinin büyük bir kısmını Türkçe ile yazmıştır. AyrıcaArapça ve Farsça ile yazdığı şiirleri de vardır. Daha çok bu şiirlerde; Hakkî yanında Ferdî mahlasını da kullanmış olmasına rağmen, en fazla Fakîrî mahlasına yer vermiştir. İbrâhim Hakkı’nın bu mahlası kullanması hocasına olan bağlılığının tezâhürüdür. Bir de insanın aczini bu kelimede görmüştür.
İbrâhim Hakkı hazretlerinin “Tefvîznâme” adlı şiiri şöyledir:
“Hak, şerleri hayr eyler,
Zannetme ki gayr eyler,
Ârif ânı seyr eyler,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Sen Hakk’a tevekkül kıl
Tefvîz et ve râhat bul,
Sabr eyle ve râzı ol,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Kalbin ana bend eyle,
Tedbîrini terk eyle,
Takdîrini derk eyle,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Hallâk u Rahîm oldur,
Rezzâk u Kerîm oldur,
Fa’âl ü Hakîm oldur,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Bil kâdî-yi’l hâcâtı,
Kıl ana münâcâtı,
Terk eyle mürâdâtı,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Bir iş üstüne düşme,
Olduysa inâd etme,
Haktandır o, red etme,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Haktandır bütün işler,
Boştur gam u teşvişler,
Ol, hikmetini işler,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Hep işleri fâyıktır,
Birbirine lâyıktır,
N’eylerse, muvâfıktır,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Dilden gamı dûr eyle,
Rabbinle huzûr eyle,
Tefvîz-i umûr eyle,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Sen adli zulüm sanma,
Teslim ol nâra yanma,
Sabr et, sakın usanma,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Deme şu niçin şöyle,
Bir nicedir ol öyle,
Bak sonuna, sabr eyle,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Hiç kimseye hor bakma,
İncitme, gönül yıkma,
Sen nefsine yan çıkma,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Mü’min işi, reng olmaz,
Âkıl huyu ceng olmaz,
Ârif dili teng olmaz,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Hoş sabr-ı cemîlimdir,
Takdîri kefîlimdir,
Allah ki vekîlimdir,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Her dilde O’nun adı,
Her canda O’nun yâdı,
Her kuladır imdâdı,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Nâçâr kalacak yerde,
Nagâh açar, ol perde,
Derman eder ol derde,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Her kuluna her ânda,
Geh kahr u geh ihsânda,
Her anda, o bir şânda,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Geh mu’tî ü geh mânî’,
Geh darr ü gehi nâfî’,
Geh hâfid ü geh râfî’
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Geh abdin eder ârif,
Geh emîn ü geh hâif,
Her kalbi odur sârif,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Geh kalbini boş eyler,
Geh hulkunu hoş eyler,
Geh aşkına tûş eyler,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Az ye, az uyu, az iç,
Ten mezbelesinden geç,
Dil gülşenine gel göç,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Bu nâs ile yorulma,
Nefsinle dahı kalma,
Kalbinden ırak olma,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Geçmişle geri kalma,
Müstakbele hem dalma,
Hâl ile dahî olma,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Her dem onu zikreyle,
Zeyrekliği koy şöyle,
Hayrân-ı Hak ol, söyle,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Gel hayrete dal bir yol,
Kendin unut O’nu bul,
Koy gafleti hâzır ol,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Her sözde nasîhat var,
Her nesnede zîynet var,
Her işte ganîmet var,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Bil elsine-i halkı,
Aklâm-ı Hak ey Hakkî
Öğren edeb ü hulku
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…
Vallahi güzel etmiş,
Billahi güzel etmiş,
Tallahi güzel etmiş,
Allah görelim n’etmiş,
Netmişse güzel etmiş…
Kaynak: Evliyalar Ansiklopedisi
Bu yazı toplamda 169 kez okundu.

Comments