Skip to content

Archive

Category: Kitap

Yaklaşık 15 gün sonra bir kitap değerlendirmesiyle döndüm siteye. Bu sefer Vehbi Vakkasoğlu’nun Osmanlı İnsanı kitabıyla.

Kitapçıda gezerken rastlamıştım bu kitaba. Merak ettim, ilgimi çekti ve Kitap Yurdu’ndan aldığım kitaplar arasına ekledim. Son günlerde okumaya biraz ara vermiştim ama 2 gündür durumu toparladım, eski tempoya döndüm diyebilirim.

Vehbi Vakkasoğlu, eski değerlerimizden, Osmanlı’dan uzaklaştığımız bu günlerde bu eseriyle bizlere adeta ışık oluyor. Kitapta, Osmanlı’nın 600 yıllık hakimiyetinin sırlarını görüyoruz. Osmanlı insanının Müslümanlığın gereklerini nasıl yerine getirdiğini okudukça, içimiz cız etmiyor değil. Şimdiki durumumuza baktığımızda hakikaten içimiz yanıyor. Eski değerlerimize ne kadar da yabancı kalmışız, demeden geçemiyoruz. Kitabın arkasındaki tanıtım yazısını aktaralım:

“Osmanlı geldi geçti mi, yoksa hala yaşıyor mu?
Osmanlı bu günlere neler bıraktı?
Osmanlı hangi taraflarıyla yaşıyor ve yaşamalı?
Osmanlı insanını ve ahlakını bu yapısıyla 623 yıl ayakta tutan sırlar nelerdir.
Osmanlı’yı sevmeyenler, hatta düşman olanlar bile onun hangi taraflarının takdir ediyorlardı.
Evet, Osmanlı’yı anlamak için onu meydana getiren insanları tanımak gerekir. Zaten Osmanlı’nın en büyük şansızlığı, torunları tarafından anlaşılmamasıdır. Bu eser, Osmanlıya 700. yıl yaş günü dolayısıyla sunulan bir gönüldür. Bu gönül Osmanlı’dan af diliyor, özür diliyor ve helallik istiyor.”

Osmanlı İnsanı, gerçekten muhteşem bir eser. Vehbi Vakkasoğlu’na böyle bir eser için teşekkürlerimi sunuyorum. Eski değerlerimizi hatırlamak, bilmediklerimizi de öğrenmek amacıyla okunabilecek çok güzel bir kitap. Mutlaka okuyun diyorum.

Puanım : 9,5 /10

Bu yazı toplamda 6 kez okundu.

Kitapyurdu’ndan 7-8 tane kitapla beraber sipariş etmiştim Osmanlı’da Harem kitabını. Geçen gün de okumaya başladım. Akıcı, bilgilendirme yönünden de çok iyi olan bir kitap. Günümüzde “seks yuvası” olarak lanse edilen haremin aslında nasıl bir müessese olduğunu, cariyelerin eğitimlerinin nasıl olduğunu, hangi vazifelerle görevli olduklarını, İslam Hukuku’nda cariyelerin statüsünü mükemmel bir şekilde açıklamış Prof. Ahmed Akgündüz. Kitap hakkında yazılanlardan bazıları şu şekilde;

Bu kitap incelendiğinde, “Gerçek Harem Nedir?” sualinin cevabı için şu hususların bilinmesi gerektiği anlaşılacaktır:

Birincisi; her konuda olduğu gibi harem konusunda da tarihimiz çarpıtılmış ve saptırılmıştır.

İkincisi; İslâm hukukunda ve mukayeseli hukukta köle ve cariye konusu bilinmeden harem konusu tam olarak anlaşılamayacaktır.

Üçüncüsü; Osmanlı Devleti’ndeki harem uygulaması baştaki iki konu özetlendikten sonra kısaca ve doğru olarak aydınlatılmalıdır. Aksi takdirde Haremden bahsetmek yanlıştır. Bu hususlar Osmanlı’da Harem konusunun özüdür.

“Akgündüz’ün kitabı, diyebilirim ki, Osmanlı’ya bilhassa padişahlarımıza yapılan iftiraların milli vicdandaki üzüntü ve tepkisine tercüman oluyor. Osmanlı’yı bir bakıma yeniden keşfediyor gibiyiz. Osmanlı’nın ta kendisi ve meşru varisleri, çocukları olarak her türlü yeni ve doğru bilgiye muhtacız. Osmanlı’yı iyi ve doğru bilmeden Türkiye’nin geleceğe yürümesi mümkün değildir. Prof. Dr. Ahmed Akgündüz gibi konularında gerçekten uzman, gayret sahibi, enerji dolu, eline kalem alabilen tarihçilerimizi tebrik ediyorum.”

Yılmaz Öztuna, Tarihçi-Yazar

“Osmanlı’da Harem, sadece ciddi bir boşluğu doldurmakla kalmamış maksatlı veya maksatsız yalanların ecdatla aramıza gerdiği perdeye ilmin indirdiği bir kılıç olmuştur. Bu kitapla perde açılıyor, haremin seks; işret yeri değil de, bir hizmet mahilli, eğitim yuvası olduğu karşımıza çıkıyor.”

Dr. Mehmed Niyazi Özdemir, Araştırmacı Yazar

Bu kitap, tarihçilerin ve tarihe meraklı kişilerin başucunda mutlaka bulunmalıdır. Bir kaynak kitap görevi üstleniyor. Merak edilen, revaçta olan bir konuyu ele aldığı için 2 gün sürdü benim bitirmem. Okuduktan sonra gerçek haremi tanıyacak, tabularınızdan kurtulacağınızı tahmin ediyorum. En kısa sürede okumaya çalışın derim ben. :)

Puanım : 9,5 / 10

Bu yazı toplamda 52 kez okundu.

Tarih 5 Şubat 2011. Yaklaşık 2-3 aydır görüşemediğim hayatımdaki en önemli şahsiyetlerden birisi olan Cem Hocam ile Üsküdar’da buluşuyor ve güzel bir gün geçiriyoruz. Hocam zaten Tarih Öğretmeni olduğu için kitaplara ve tarihe meraklı, ben de O’nun yanında dura dura kapmışım birşeyler. Dayanamıyoruz ve giriyoruz NT Mağazası’na. Güzelce dolandıktan sonra ben F1 2010 Yıllığı’nı görüyorum ve kaçırmıyorum, alıyorum kendi paramla. Çıkmadan evvel Yavuz Bahadıroğlu’nun kaleminden çıkan Kanuni Sultan Süleyman eserini görüyoruz. – Mâlumdur ki Muhteşem Yüzyıl adlı dizi sebebiyle en çok satan eserler arasına giren bir kitap bu – Cem Hocam bu kitabı okuyup okumadığımı soruyor, ben de okumadım cevabını verince gidiyor kasaya ve bir tane alarak bana hediye ediyor ve ekliyor; Sen bana 2 kitap (Dinlerarası Diyalog Tuzağı ve İngiliz Casusunun İtirafları) getirdin madem hediye olarak, bu da benden sana hediye olsun. Böyle güzel bir hediyeyi çok sevdiğim bir hocamdan almak benim için apayrı bir mutluluk oluyor tabi ki.

Bu kitap bana hediye edildiği gün köşesine tarihiyle beraber not ediyorum Cem Hocam’ın hediyesidir diye. Anlamı büyük benim için. Neyse. Gelelim kitaba. Okuduğum 1-2 kitap olduğu için hemen başlayamamıştım bu kitaba ama yaklaşık 2 hafta sonra okumaya başladım. Muhteşem Yüzyıl adını verdikleri dizi söz konusu olunca insan doğrusunu öğrenmek için bir başka okuyor tabi ki.

Kitaptan bazı alıntılar;

“Şehzade Süleyman, çocukluğunda tüm şehzadelerin olduğu gibi çok iyi bir eğitim alıyordu. Fennî bilimlerin yanında dini ilimlerde de çok iyi ustalar – alimler – tarafından yetiştiriliyordu. Manisa Sancakbeyliği’nde bulunurken halkla içiçe yaşıyor, namazlarını halkın arasında cemaatle kılıyor, sıkıntılarıyla yakından ilgilenip onlar için elinden geleni yapıyordu. Gençken tanıştığı Pargalı İbrahim ise geleceğin Maktul -veya Makbul ikisi de belirtiliyor kaynaklarda- İbrahim Paşa olacaktı.”

continue reading…

Bu yazı toplamda 86 kez okundu.

Türkiye Gazetesi yazarı Rahim Er abimizin tavsiye ettiği Ömer Öztürkmen’in Gözyaşı Medeniyeti kitabını Şubat ayı başında birkaç ay evvel kurulan yeni network sistemi *Çağlar Network‘den aldım. Kısa süre içinde elime ulaşan kitabı merakla okumaya başladım ve oldukça hoşuma gitti. Kısa sürede bitiremesem de içindeki bilgiler, değerlendirmeler çok güzel ve ilgi çekiciydi. Kitabın arkasındaki tanıtım yazısını paylaşıyorum;

“Gözyaşının vatanı Doğu’dur; Doğu’da yeşermiş Doğu’da serpilmiştir gözyaşı. Bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüş kadar suçlu sayılıyor bu medeniyette. Bir başkadır benim MEDENİYETİM…

Batı’yı bugünkü bilim seviyesine kavuşturan metod ve prensiplerin ilk kıvılcımları, İslâm âlimlerinin yüzlerce yıl önce ortaya koydukları tedkik ve müşâhedelerden sıçramıştır. Batı dünyası, öteden beri Doğu’nun mirâsı ile geçinmiştir. “Ateş” ve “tekerlek”ten sonra Doğu’nun en büyük keşfi olan “sıfır”la tanışmamış olsaydı, Avrupa kıt’ası Orta Çağ karanlığından kurtulamazdı.
Matematikte kullandığımız bugünkü “rakamlar”, Batı âlemine İslâm dünyasından aktarılmıştır.

Bütün büyük dinler ve peygamberler Doğu’dan çıkmıştır. Ne var ki, Batı’nın çok tanrılı mitolojik düşünce yapısı, Doğu’dan gelen Hristiyanlığı tanınmaz hale getirmiştir. Batı kafası, mücerret tefekkürden, zihnî tırmanışlardan mahrum olduğu için Vahiy hadisesine akıl erdirememiştir. Bu yüzden, Doğu’dan gelen Hristiyanlık, Avrupa’da orijinalliğini kaybetmiş, çirkin bir şekilciliğe dönüşmüştür. Batı’nın bugünkü manevî çöküntüsü buradan kaynaklanıyor.

Bu kitapta, bir taraftan İslâm’ın özünde var olan değerler incelenirken, diğer taraftan Batı düşüncesinin temelinde yatan çarpıklıklar mukayeseli bir şekilde anlatılmaya çalışılmıştır.”

Okudukça kitaba olan hayranlığım arttı diyebilirim. Batı dünyası ile Doğu dünyası arasındaki düşünce farkı çok güzel bir şekilde izah edilmiş. Gerçekten muhteşem bir kitap. Mutlaka okumalı diye düşünüyorum ve okumayanlara tavsiye ediyorum.

Puanım : 8,5 / 10

* Çağlar Network sistemi hakkında http://www.caglarnetwork.com adresinde detaylı bilgi bulabilirsiniz. Üye olurken “Sponsorunuzun Üye Numarası” bölümüne 14225, “PIN Numarası” bölümüne de 0203 yazarsanız Ömer Faruk Çetin isminin alt grubunda Çağlar Network sistemine üye olabilir ve siz de para kazanmaya başlayabilirsiniz.

Bu yazı toplamda 5 kez okundu.

Yavuz Bahadıroğlu’nun romanlarının iyi olduğunu, okunması gerektiğini lisedeki tarih hocamdan öğrenmiştim fakat bu zamana kadar çok da merak edip almamıştım. Geçtiğimiz hafta 11 yaşındaki kardeşime de bir kitap almak niyetiyle ikimiz beraber Beyazıt – Sahaflar Çarşısı’na gittiğimiz zaman bu kitabı aldım ve hemen okumaya başladım. Konusu şu şekilde;

Bu roman, Cengaver romanında ele alınan Osman Bey ve arkadaşlarının mücadelelerinin hemen bir sonraki dönemlerini yansıtır. Bilecik ve Yarhisar’ın fethi ve devlete doğru yürüyüşün ilk adımları, fetih döneminin başlaması romanın temel konusudur. Ertuğrul Bey önderliğinde Söğüt’e yerleşen Kayı aşireti, Osman Bey lider olunca gazalarını sürdürmüş ve yaptıkları akınlarla fetih dönemine girmiştir. Kulacahisar’ın fethiyle başlayan süreç, Karacahisar, Bilecik ve Yarhisar ve inegöl’ün fetihleriyle devam etmiştir. Bu dönem, Kayı aşiretinin Osmanlı Devleti’ne dönüştüğü dönemdir. Bilecik’in fethi romanda önemli yer tutar. Bilecik Tekfurunun düğününde Osman Beyi öldürme plânına karşı, Osman Bey’in kadın kılığındaki askerleri kaleye sokup, yakınlarda asker saklayıp, onların planını boşa çıkararak Bilecik’i fethetmesi romanın en can alıcı kısmı. Bu tarihî olaylarla birlikte, Turgut Alp ile arkadaşlarının, şövalye Aramis ile mücadelesi, romanda baştan sona işlenen bir maceradır.

384 sayfalık romanı okumak yaklaşık olarak 1 haftamı aldı. Sürükleyici bir kitap. Tarih hocamın haklı olduğunu anladım diyebilirim. Osmanlı leventlerinin güçlerinin imandan geldiğini, en güçsüz Osmanlı levendinin, en güçlü Bizans şövalyesini bile dize getirdiğini okumak gayet güzeldi. Okudukça güzelleşti, güzelleştikçe daha çok okuyasım geldi. Olayların bağlantısı, anlatım şekli gerçekten muhteşem. Yavuz Bahadıroğlu’nu tebrik etmek gerek.

Bu kitap Bahadıroğlu’nun okuduğum ilk romanı oldu. Yavuz Bahadıroğlu’nun romanlarına bu kitapla başlamış oldum. Diğer romanlarını da zamanla okumaya çalışacağım inşaallah.

Tarih ve tarihi roman okumaya meraklı olan arkadaşlara şiddetle tavsiye ederim.

Puanım : 9 / 10

Bu yazı toplamda 30 kez okundu.

1 haftadır Agatha Christie’nin Üç Perdelik Cinayet kitabını okuyordum ve dün bitirdim. Kitap çok güzel başladı ve hiç beklenmediğimiz bir neticeyle sona erdi. Kitabın konusu şu şekilde;

“Ünlü bir tiyatro oyuncusunun evindeki akşam yemeğine on üç konuk davetlidir. Ne var ki konuklar arasında bulunan yumuşak huylu rahip Stephen Babbington şanssız bir gecesindedir. Adamcağızın yudum yudum içtiği içki boğazına kaçar ve çırpınarak ölür.

Rahibin içki kadehi kimyasal analiz için adli tıbba yollanınca, Poirot’un tahmin ettiği sonuç ortaya çıkar: Kadehte zehir izine rastlanmamıştır.

Şimdi oldukça karmaşık bir durum ortaya çıkmıştır, çünkü cinayet işlemek için geçerli bir neden de yoktur.”

Kitap oldukça sürükleyiciydi. Her kısımda insanı meraklandıran, heyecanlandıran noktalar mevcuttu. Katilin kim olduğu, cinayetlerin nasıl işlendiği gibi konular kitabın ana temasını oluşturuyordu.

Daha önce hiç cinayet romanı okumamıştım. Agatha Christie gerçekten muhteşem bir kurgu çıkarmış ortaya. Kitabın sonunda, hiç kimsenin beklemediği, tahmin etmediği bir sonuç çıkıyor ortaya. Bu günden sonra Christie’nin kitaplarını merakla takip edeceğimi belirtmeliyim.

Puanım : 9 / 10

Bu yazı toplamda 29 kez okundu.

Geçen gün internette gezinirken http://www.rsskitap.com sitesine rastladım. Sitede şöyle bir gezindikten sonra bir kanaat sahibi oldum. Site tarasım ve içerik açısından gerçekten harika bir site. Sayın Rıza Selçuk Saydam (nam-ı diğer RSS) çok güzel bir site hazırlamış. Site hakkındaki bilgileri gelin Rıza Selçuk Bey’in kendi kaleminden okuyalım.

—————————————————————————-

“* RSS Kitap’ın amacı nedir?

Kimi zaman ailemle ve bazı arkadaşlarımda tartıştığım ve sonradan haklı olduklarını anladığım bir konu vardır. İnsan okuduğu kitabı unutuyor ne yazık ki. RSS Kitap, okuduğum kitapları günler, aylar ve hatta yıllar geçse de ileride dönüp bakabileceğim, kendi üslübumdaki değişimleri farkedebileceğim, fikirlerimdeki, bakış açılarımdaki genişlemeleri kayda alabileceğim bir blogdur. 2008 yılına kadar okuduğum sayısız kitabı aklımdan başka bir yerlere kaydetmediğim için çok üzgünüm gerçekten. Aklımın sınırlarını zorlarken aynı zamanda bir yedek oluşturma amacıyla reyting kaygısı olmadan kendimce eleştiriler yazıyorum.

continue reading…

Bu yazı toplamda 25 kez okundu.

Geçen hafta Facebook’ta gezinirken Kadir Mısıroğlu’nun sayfasında bir duyuru gördüm. “Yeni açılan Çağrı Merkezimizi şimdi arayan herkese kargo ücreti karşılığında bir kitap hediye edilecektir” türünden bir duyuruydu. Tarihe meraklıyımdır ben, kaçar mı bu fırsat? Değerlendirmek lazım tabi. Bir kaç deneme sonnucunda çağrı merkezine ulaşabildim ve “Osmanoğulları’nın Dramı” kitabını talep ettim. Fakat, bize 3 kitap sunacaklarını ve sadece bu kitaplar arasından birini seçebileceğimizi söylediler. “Kanlı Düğün” ve “Kırık Kılıç” kitapları ile birlikte bir seçenek daha sundular lâkin onun ismini hatırlamıyorum. Kırık Kılıç kitabı olsun dedim, adres bilgilerimi verdim ve yaklaşık 3 gün içerisinde kitap geldi. Ama paketin içinden “Uzunca Sevindik” diye bir kitap çıktı. 104 sayfalık ince bir kitaptı. Neden farklı geldiğini bilemiyorum ama sonuçta bir kitap geldi ve ben de hemen okuyup bitirdim.

“Uzunca Sevindik”; kahramanlığa, yiğitliğe meraklı bir genç olan Sevidik’in hikayesini konu alan bir kitap. Biraz hikaye tarzında olsa da çok hoş. Okurken sıkılmadım. Tarihimizle ilgili 1-2 mesele daha öğrenmiş oldum. Gencin çalışkanlığı, merakı ve azmi beni etkileyen hususlar oldu.

Okunmasını tavsiye ederim. Zaten uzun bir kitap olmadığından bir solukta okuyabilirsiniz…

Puanım : 8 / 10

Bu yazı toplamda 1 kez okundu.

Kısa süre önce kıymetli bir hocamın tavsiyesi ile Raif Karadağ’ın “Muhteşem İmparatorluğu Yıkanlar” kitabını okudum. Merhum Karadağ, Osmanlı Devleti’ni felakete sürükleyen hadiseleri, Sultan Abdülaziz’in katlini konu alıyor kitabında. Bazı paşaların devleti  göz göre göre nasıl bir bataklığa ittiklerine şahit oluyoruz. Okudukça da tüylerimiz diken diken olmuyor değil…

Şu ana kadar okuduğum kitaplar içinde hiçbirisini not alarak okumamıştım. Ama bu kitabı okurken, bazı bölümlerinde not aldım. Çok güzel ve isabetli tesbitler kullanılmış. Yazmadan geçemedim.

Kitabın arkasındaki yazıyı aşağıya aynen geçiyorum:

“Biz şuna kaniiz ki, bir millet eğer tarihini bilmiyorsa, tarihi yanlış öğretiliyor ve bilerek başka bir istikamete sevkediliyorsa, o millet için çöküş mukadderdir.

Pek geriye değil, yüz yıl evveline dönüp baktığımız vakit, Türk Devletinin, Osmanlı adı altında dünya siyasi haritasında işgal ettiği yerleri dehşet ve ibretle görürüz.

continue reading…

Bu yazı toplamda 0 kez okundu.

İskender Pala’nın “İki dirhem bir çekirdek” kitabını 2-3 gün gibi kısa bir sürede okudum. Gerçekten muhteşem bir eser. İskender Pala, günümüzde kullandığımız deyimlerin nasıl ortaya çıktığını çok güzel bir şekilde anlatıyor.

Kitabın arka kapağındaki yazı:

“Anlatımı güzelleştirmek, savunulan fikir ve düşünceyi daha etkili kalmak üzere her dilde kalıplaşmış bazı sözler bulunur. Atasözleri, dua ve temenni cümlecikleri, sövgü ve ilençler, bilmece ve tekerlemeler… Bu tür kalıplaşmış sözler arasında, dilin bünyesinde en sık rastlanılanlar ise deyimdir. Dilin bünyesinde kalıplaşmış ve kökleşmiş olarak değişmeden kullanılan deyimler, hiç şüphe yok ki anlatıma canlılık ve güç katarlar. Bu sayede düşüncelerin ve olayların muhataba daha etkili biçimde yansıtıldığı bir gerçektir.Bazı kişilerle ilgili anılar ve hikâyeler, tarihten alınmış olaylar ve deyimlerin ortaya çıkış nedenleri arasında ön sıraları paylaşırlar. Bu bakımdan deyimlerin kaynaklarını arayıp bulmak, oldukça meşakkatli bir iştir. Bazen rastgele bir sayfada, bazen bir dipnotta, bazen de hiç ummadığınız bir el yazması sayfasında bir deyimin ortaya çıkış hikâyesiyle karşılaşmak mümkündür. Deyimlerimizin ortaya çıkış hikâyelerini bilmenin, dilimizin kültüre yansıyan yüzüne bir renk katacağı kesindir. Umarız, bu konuda daha geniş araştırma yapacaklar için bu küçük kitap bir başlangıç olur.”

Ben kitaptan çok memnun kaldım. Bazı deyimlerde güldüm, bazılarında şaşırdım. Gerçekten mükemmel bir kitap olmuş. Sayın Pala, dili çok güzel kullanmış. İnsan okurken sıkılmıyor. Yanlış bildiğimiz deyimlere de rastladım kitapta. Okuyunca doğrularını da öğrenmiş olduk..

Okumayanlara şiddetle tavsiye ederim, en kısa zamanda okumaya çalışın…

Puanım : 8 / 10

Bu yazı toplamda 13 kez okundu.