Skip to content

Archive

Category: Tarih

Kastamonu’da kaldığım yurt tarafından bana bir vesile ile hediye edilen Kemal Arkun’un Büyük Selçuklu’nun Son Hakan’ı SULTAN SENCER kitabı hakkında bir iki cümle yazmak istiyorum.

Kemal Arkun’un birkaç kitabını daha önce okumuştum. Osmanlı Sultanları hakkında yazdığı romanlar çok güzeldi. Ben de ne zamandır Selçuklu Devleti ile ilgili okuyabileceğim bir kaynak arıyordum ki Kemal Arkun’un Selçuklu Sultanları ile ilgili romanlar yazdığını öğrendim. Bu kitap elime geçince de hemen okumaya başladım.

Diğer kitaplarından da okuduğum için aşina olduğum bir dil mevcuttu kitapta. Akıcı, sade ve güzel.

Kitapta, Selçuklu Devleti’nin kurulması ve gelişmesi ile ilgili bilgiler mevcut. Daha sonra Son hükümdar olan Sultan Sencer hakkında bilgi var. Tabi Sultan Sencer’in sadece siyasi yönü değil, dini yönü de bildiriliyor kitapta. Zamanın alimleri ile diyalogları, onlardan aldığı nasihatlerden bir kısmı da kitapta konu olarak ele  alınmış ki bu nasihatlerden bizim de pay çıkarmamız gerekiyor. Tek kelimeyle harika bir kitaptı.

Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısını aşağıda naklediyorum;

“Ey Sultan Sencer!

Sen şimdi bir zafer kazandın. Gazan mübarek olsun. Fakat sanma ki, bu daimi bir zaferdir. Bu zaferin izleri göz açıp kapayıncaya kadar geçip gider. Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dünyanın bir hayal, bir rüya olduğunda şüphe yoktur, çünkü Peygamber efendimiz bir hadis-i şeriflerinde, “İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar” buyuruyor. İnsan rüyada çok zengin olabilir, yüksek mevki makam sahibi olabilir, çok işler yapabilir, ama uyanınca hepsi biter. Uyanınca, “Benim şu mallarım vardı, şöyle mevki makamım vardı” demesinin ne kıymeti olur? Bunun gibi, insanlar da ölünce, malı mülkü, ordusu, serveti, evladı, hanımı, hepsi dünyada kalır. İnsanlar ölüp uyandıklarında, “Biz nereye geldik, burası neresidir? Bizim mallarımız, mevki makamlarımız vardı, eş dostlarımız vardı, nerde bunlar?” deseler de, hiç kıymeti olmayacak.”

Okumamış olan kitapseverlere tavsiye ediyorum bu kitabı. Bulun ve okumaya başlayın. Kesinlikle pişman olmazsınız.

Yayın Yılı: 2011
191 sayfa
Kitap Kağıdı
13,5×21 cm
Karton Kapak
ISBN:6055509194
Dili: TÜRKÇE

Bu yazı toplamda 11 kez okundu.

Batı Akdeniz’e yıllarca hükmeden Turgut Reis, Tunus yakınlarındaki Cerbe adasını ele geçirerek kendisine üs yapmıştı. Preveze’de büyük bir mağlubiyete uğrayan Avrupalılar, bunun intikamını almak ve çok korktukları Turgut Reisi Batı Akdeniz’den uzaklaştırmak için kalabalık bir donanma ile 2 Mart 1560’da Cerbe adasına asker çıkardı. Aynı gün Turgut Reis durumu İstanbul’a bildirdi ve sayıca kalabalık düşman ordusuna karşı koymanın zor olacağını, bu sebeple derhal adayı terkedeceğini bildirerek Trablus’a çekildi.

Haber İstanbul’a ulaşınca, padişah, bu önemli mevkiin geri alınması için emir verdi ve Piyale Paşa kumandasındaki Donanma-yı Hümayun 4 Nisan günü İstanbul’dan hareket etti. Bu donanmada, o zamanın en tecrübeli denizcileri olan Kurdoğlu Muslihiddin Reis, Uluç Ali Reis, Seydi Ali Reis de bulunuyordu. Osmanlı Donanması 13 Mayıs günü Cerbe açıklarına geldi. Onları karşılayan Turgut Reis, düşman donanması hakkında bilgi verdikten sonra, savaş taktiği hakkında bir toplantı yaptılar ve aynı Preveze Savaşı’nda uygulanan harp nizamı alınarak savaş yapılması kararlaştırıldı.

Ertesi gün Osmanlı Donanmasının top atışıyla başlayan muharebede, Donanma-yı Hümayun usta bir manevra ile ikiye ayrıldı ve düşmanı aralarına çekmeyi başardı ve hemen hücuma geçti. Bu manevra düşman donanmasını dağıttı. Neye uğradığını anlayamayan düşman kaçmaya başladı. Fakat geride bulunan Osmanlı tekneleri bunların işini kısa zamanda bitirdi. Diğerlerinin de çoğu batırıldı, kalanlar esir edildi.

Osmanlı donanması daha sonra karaya 14 000 kişilik bir kuvvet çıkararak Cerbe Kalesi’ni kuşattılar. 2.5 ay boyunca devam eden kuşatmada, Osmanlı askeri fazla zorlanmadı ve 31 Temmuz günü kale teslim oldu. Cerbe Zaferi ile Akdeniz hakimiyeti kesin olarak Osmanlılara geçti ve artık hiçbir devlet Osmanlıdan izinsiz denize açılamaz oldu.

Bu yazı toplamda 18 kez okundu.

20 Cemaziyelevvel (29 Mayıs) Salı sabahı ezan ve namazdan sonra, Türk ordusunun büyük ve tarihî hareketi başladı. Hem kara, hem de denizden bütün cephelerden harekete geçildi. Toplar, hep birden şehir üzerine çevrilerek ateşlendi. İlk hamlede iki bin merdivenle 50 bin yiğit ileri atılmış, harbin en şiddetli anında, Akşemseddin ile Molla Güranî ateş hattına girerek, gazâ yolunda şehidlik mertebesine ulaşmayı taleb ile askere önderlik edip örnek olmuşlardı. Bizzat genç hükümdar dahi, askeri coşturan sözlerle, elinde kılıç ile Topkapı gediğine saldırmıştı…

Şehadet şerbetini içtiler

Bu sırada; Ulubatlı Hasan adındaki muazzez nefer, tekbirlerle Topkapı surlarına sancağı dikti. Böylece İslâm dilâverlerinin ve Oğuz kavminin, asırlardan beri hayal ettiği mukaddes bir rüya gerçekleşiyordu. Ulubatlı, Hazreti Peygamberin müjdesine mazhar olarak 30 kadar arkadaşıyla şehâdet mertebesine ulaştı.

Surlardaki Bizans bayrağının indirilip yerine Osmanlı bayrağının dikilmesinden sonra, ezanlar okunmaya başlandı. Sultan Mehmed Han, bu manzarayı görünce, atından inerek, Peygamber efendimizin meth ve senâsına nail olmanın verdiği bir sevinç, ayrıca devletini, İslâm’ın mukaddes şerefine mazhar kılan medhiye-i Resulullah’a kavuşmanın verdiği heyecanla şükür secdesine kapandı. Sonra otağ-ı hümâyununa çekilerek devlet erkânının tebriklerini kabul etti.

“Fetih hakkı” olarak…

Bu sırada, şehri koruyan gruplarla birlikte Bizans İmparatoru da öldürülmüştü. Fâtih, vatanını müdafaa ederken ölen imparatorun cenazesini merasimle defn ettirdi… Tursun Bey’in ifadesiyle haraba yüz tutmuş olan Ayasofya, “fetih hakkı” olarak câmiye çevrilecekti…

Fâtih Sultan Mehmed Han, Ayasofya’da iki rekat şükür namazı ile ikindi namazını kıldıktan sonra üç gün içinde bu mâbedin Cuma namazı için hazırlanmasını emretti. Cuma günü, Aksemseddin Hazretleri, Sultan Fâtih’in koluna girip minbere çıkartarak hutbe okumasını ister. Fâtih de Hak teâlâ hazretlerine hamd ve senâdan sonra hutbeyi okur. Akşemseddin de ilk Cuma namazını kıldırır…

YAZAN: VEHBİ TÜLEK 

30 Ağustos 2003 Cumartesi, Türkiye Gazetesi

Bu yazı toplamda 16 kez okundu.

Ahmet Şimşirgil Hocamızdan kıymetli bilgiler öğrendik

Yaklaşık 2 hafta evvel Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof. Dr Ahmet Şimşirgil Hoca, Kastamonu’da bulunan Sıla Erkek Öğrenci Yurdu’nda “Osmanlı’yı anlamak” konulu bir konferans düzenledi. Öğrenciler olarak biz çok istifade ettik. Çok kıymetli bilgiler anlatıldı. Toplantıdan sonra yaklaşık 1 saat kendileriyle muhabbetimiz oldu. Bu sırada Kayı 4 kitabını da imzalattık Ahmet Hocamıza. Söz fazla uzatmadan Kastamonu Sözcü gazetesinde yayınlanan haberi aşağıda paylaşıyorum efendim.

Kastamonu Şaban-ı Veli Eğitim, Kültür ve Sağlık Hizmetleri Derneğince tertip edilen, “Osmanlı’yı Tanımak” konulu konferans Sıla Öğrenci Yurdunda büyük ilgi gördü.

Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof. Dr Ahmet Şimşirgil, hedef sahibi olmak ve bunun için gayret göstermek gerektiğini ifade ederek, Osmanlı’nın ve Osmanlı padişahlarının hedeflerinin makam, şan, şöhret ve basit gayeler olmadığını anlattı. Osmanlı’nın çok iftiralara maruz kaldığını çarpıcı örneklerle izah eden Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’ye vasiyetnamesine Fatih, Yavuz, Kanuni gibi padişahların tamamen sadık kaldıklarını, Osmanlı ile ilgili her türlü çalışmanın belgelere dayandırılması gerektiğini söyledi. Osmanlı’yı anlatan kitabı Kayı serisinin belgelere dayalı bir eser olduğunu ve bu belgelerin kitapta genişçe bildirildiğini de açıklayan Şimşirgil, özellikle Kanuniyi anlatan Kayı-4 kitabının okunmasını istedi. Konuşmasının sonunda, gösterilen ilgiden çok memnun kaldığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, kitaplarını imzalarken de öğrencilerle sohbet etti.

Konferans sonunda kısa bir konuşma yapan Kastamonu Şaban-ı Veli Eğitim Kültür ve Sağlık Hizmetleri Derneği Başkanı Enis Köklü, hem Ahmet Şimşirgil’e hem de konferansı ilgi ile dinleyen öğrenci ve misafirlere teşekkür ve takdirlerini bildirdi.

Bu yazı toplamda 54 kez okundu.

• Savaş meydanında şehit olan ilk ve tek padişah 1. Murad Hândır. (I. Kosova Savaşı-1389)

• İlk matbaa, 3. Sultan Ahmed Hân zamanında ve 1727 yılında faaliyete geçen İbrahim Müteferrika Matbaası’dır.

• İlk vapur, 2. Sultan Mahmud Hân zamanında 1827’de satın alınmış olup halk arasında Buğu Gemisi adıyla anılmıştır.

• İlk kıyafet kanunu 3 Mart 1829’da ve 2. Sultan Mahmud Hân zamanında yayınlanmıştır. Bu kanuna göre memurlarının fes, ceket, pantolon ve kaput giymeleri kararlaştırıldı.

• İlk gazete 2. Sultan Mahmud Hân döneminde ve 1 Kasım 1831 Salı günü yayınlanan Takvim-i Vakâyi’dir.

• İlk borçlanma da; Sultan Abdülmecid Hân döneminde 1855 yılında İngiltere ve Fransa’dan 5 milyon İngiliz altını alınmıştır.

• İstanbul’da öldürülen ilk padişah, Genç Osman adıyla bilinen 2. Sultan Osman Hândır.

• İlk telgraf Sultan Abdülmecid Hân döneminde 9 Eylül 1855 tarihinde, İstanbul-Varna arasında faaliyete geçmiştir.

• Avrupa’ya giden ilk ve tek Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz Hândır. Gezisi 21.06.1867’de başlayıp 44 gün sürmüştür.

• İlk sergi, 27 şubat 1863’de Sultanahmed Meydanı’nda Sultan Abdülaziz Hânın katıldığı bir törenle açılan Sergi-i Osmanî’dir.

• İstanbul’a ilk tünel Sultan Abdülaziz Hân zamanında 17 Ocak 1874’de açıldı. Tünel 575 m uzunluk ve 7 m genişliğindedir.

• Haydarpaşa-Ankara demiryolu  2. Sultan Abdülhamid Hân zamanında 1888’de yapıldı.

• İlk Boğaziçi Köprü Projesi  Sultan 2. Abdülhamid Hân döneminde 1900’da yapıldı. Anadoluhisarı ile Rumeli Hisarı arasında bir köprü kurulması için çalışmalara başlandı. Köprü üzerine demiryolu döşenmesi de planlanmıştı.

Kaynak: TÜRKİYE TAKVİMİ

Bu yazı toplamda 106 kez okundu.

Son Bozgun kitabı, uzun süre evvel Kitapyurdu’ndan aldığım kitaplar arasındaydı. 11 Temmuz Pazartesi günü başladım okumaya ve yaklaşık 1 ay civarı bir sürede de bitirdim.

Son günlerde okuma hızımı biraz arttırdım ve son gün 95 sayfa okuyarak son noktayı koydum kitaba.
Vehbi Vakkasoğlu bu kitabında resmi tarih kitaplarında bize gösterilen bazı bilgilerin yanlışlığını gösteriyor. Daha doğrusu Osmanlı’nın yıkılma ve Cumhuriyet’in kurulma süreçlerine katkısı bulunan nice kıymetli insanın “bilerek” unutturulduğunu belirtiyor. Özellikle de Kâzım Karabekir Paşa’nın Mustafa Kemal’in görüşlerini pek desteklemese de ülkenin kurtulması için ona daima destek çıkması, halka onu kabul ettirmesi gibi konular mevcut. Kitap, İzmir’in işgali sırasında yaşananlar, Yunanlıların yaptığı işkenceleri de anlatmış. Okurken içim cız etti. Ecdadımız iman gücüyle o günlerden kurtulmayı bilmişler, acaba biz öyle bir durumla karşı karşıya kalsak, halimiz ne olur? diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Kitap 12 bölümden meydana geliyor.
1- Çöküş Yılları
2- Mustafa Kemal Anadolu’ya Nasıl Geçti?
3- İzmir’i İşgal Hazırlıkları
4- İşgalin Başlaması ve Düşmana Atılan İlk Kurşun
5- İzmir’in İşgaline Tepkiler
6- Şahlanışa Doğuş
7- Rus Maşası Yunanistan
8- Erzurum, Milli Mücadele’nin Bel Kemiğidir
9- Azil mi İstifa mı?
10- Kongrenin Açılışı
11- Mustafa Kemal’in İlk Muhalifleri Erzurum Kongresi’ndeydi
12- Milli Mücadelenin Altında Bir İhtilal mi Gelişiyor?

continue reading…

Bu yazı toplamda 36 kez okundu.

Yılmaz Öztuna’nın Babıali Kültür Yayıncılığı‘ndan çıkan, “Avrupa Türkiyesi’ni Kaybımız – Rumeli’nin Elden Çıkışı” kitabında; Osmanlı’nın kaderini belirleyen iki büyük savaş, yani Balkan Savaşı ve Rus Harbi anlatılıyor. Öztuna, ordunun siyasete girmesi ve ikiye bölünmesiyle birlikte koskoca bir imparatorluğun kısa zamanda nasıl yok olduğunu güzel bir dille anlatmış.

continue reading…

Bu yazı toplamda 20 kez okundu.

Yaklaşık 2 aydır okumakta olduğum Bir Darbenin Anatomisi kitabını bugün bitirebildim ancak. Detaylı, dikkatle okunması gereken bir kitap olduğundan dolayı bitirmesi uzun sürdü.

Yılmaz Öztuna bu kitabında 1876 askerî darbesini, Sultân Abdülazîz’in tahttan indirilmesini ve ölümü olayını, bütün detayları ile anlatıyor. Ö dönemin bütün şâhitlerinin ifâdelerini birinci elden kaynaklardan ve belgelerden aktararak veriyor.

1876 darbesi, sonradan İmparatorluk ve Cumhuriyet Türkiyesi’nde yapılan diğer askerî darbelere örnek oluşturduğu için çok önemlidir. Ayrıca Türkiye’nin bugünkü sınırları, sosyal ve kültürel yapısı üzerinde derinlemesine etkileri vardır.

Kitap 4 bölümden meydana geliyor. 1. bölümde Eylemin kişileri başlığı altında, eylemi gerçekleştirenler hakkında bilgi veriliyor. Darbede başrol oynayan Hüseyin Avni Paşa ve Midhat Paşa ile Mütercim Rüşdü Paşa, Hasan Hayrullah Efendi bunlardan bazıları. (Özellikle Hüseyin Avni Paşa ve Midhat Paşa’nın devlete çok ama çok büyük zarar verdiler.)

İkinci bölüm, yani Eylem bölümü 2 başlık altında incelenmiş. Tahttan indirme ve cinayet kısmı. Tahttan indirme bölümünde eylemin gerçekleştirilmesi ve Abdülaziz Han’ın Topkapı Sarayı’na nakledilmesi konu alınmış. Askerin kandırılması, padişahın uyandırılması, kayığa bindirilmesi, Kadın-Efendi’nin şalının alınması, darbeyi ihtar teşebbüsleri, Beşinci Murad’ın durumu, darbenin yankıları, hazinenin yağması ve Abdülaziz Han’ın Ortaköy’e nakli gibi başlıklar var. Cinayet bölümünde ise Abdülaziz Han’ın kollarının kesilerek öldürülmesi, olayın tahlili ve münakaşası, ölümün adli tıp bakımından değerlendirilmesi ele alınıyor. – Bu bölümü okurken içim cız etti. Koskoca Osmanlı Devleti’nin Padişahına, Sultanlara yapılan muameleler gerçekten insanın içini sızlatıyor. Mal mevki uğruna yapılanlar çok acımasızca. Hele Abdülaziz Han’ın hunharca katledilmesi çok ama çok acı bir durum. Herşey makam ve mevki uğruna. 5. Murad’ı tahta çıkartarak istediklerini yaptırabileceklerini sananlar, bu ülkeyi daha iyi bir hale getirmek için çalıştıklarını söyleyenler ne yazık ki ülkeyi çok ama çok geriye götürmüşlerdir. -

Üçüncü bölümde Karşı Eylem başlığı altında, Çerkez Hasan Bey’in Hüseyin Avni Paşa’yı öldürmesi mevzu bahis olarak ele alınmış. O sırada Veliahd Abdülhamid Efendi’nin tahta çıkması ve Birinci Meşrutiyet’in ilanı vs. anlatılıyor.

Dördüncü bölümde ise Yargı bölümü 2 başlık altında incelenmiş. Hazırlık Sorgusu ve Mahkeme bölümleri. Bu bölümde de darbeyi gerçekleştirenlerin mahkemeye çıkması, ifadelerinin alınması ve en sonunda gereken cezaların kendilerine verilmesi anlatılıyor.

Yılmaz Öztuna hakikaten harika bir iş çıkarmış. Kitabı okurken yeri geldi üzüldüm, yeri geldi sinirlendim. Çünkü çok üzücü bir olay bu. Mutlaka okunması gereken ve ders alınması gereken bir eser.

Tarih, bu darbeyi gerçekleştirenleri asla affetmeyecek.

Puanım : 9,5 / 10

Bu yazı toplamda 45 kez okundu.

Yaklaşık 15 gün sonra bir kitap değerlendirmesiyle döndüm siteye. Bu sefer Vehbi Vakkasoğlu’nun Osmanlı İnsanı kitabıyla.

Kitapçıda gezerken rastlamıştım bu kitaba. Merak ettim, ilgimi çekti ve Kitap Yurdu’ndan aldığım kitaplar arasına ekledim. Son günlerde okumaya biraz ara vermiştim ama 2 gündür durumu toparladım, eski tempoya döndüm diyebilirim.

Vehbi Vakkasoğlu, eski değerlerimizden, Osmanlı’dan uzaklaştığımız bu günlerde bu eseriyle bizlere adeta ışık oluyor. Kitapta, Osmanlı’nın 600 yıllık hakimiyetinin sırlarını görüyoruz. Osmanlı insanının Müslümanlığın gereklerini nasıl yerine getirdiğini okudukça, içimiz cız etmiyor değil. Şimdiki durumumuza baktığımızda hakikaten içimiz yanıyor. Eski değerlerimize ne kadar da yabancı kalmışız, demeden geçemiyoruz. Kitabın arkasındaki tanıtım yazısını aktaralım:

“Osmanlı geldi geçti mi, yoksa hala yaşıyor mu?
Osmanlı bu günlere neler bıraktı?
Osmanlı hangi taraflarıyla yaşıyor ve yaşamalı?
Osmanlı insanını ve ahlakını bu yapısıyla 623 yıl ayakta tutan sırlar nelerdir.
Osmanlı’yı sevmeyenler, hatta düşman olanlar bile onun hangi taraflarının takdir ediyorlardı.
Evet, Osmanlı’yı anlamak için onu meydana getiren insanları tanımak gerekir. Zaten Osmanlı’nın en büyük şansızlığı, torunları tarafından anlaşılmamasıdır. Bu eser, Osmanlıya 700. yıl yaş günü dolayısıyla sunulan bir gönüldür. Bu gönül Osmanlı’dan af diliyor, özür diliyor ve helallik istiyor.”

Osmanlı İnsanı, gerçekten muhteşem bir eser. Vehbi Vakkasoğlu’na böyle bir eser için teşekkürlerimi sunuyorum. Eski değerlerimizi hatırlamak, bilmediklerimizi de öğrenmek amacıyla okunabilecek çok güzel bir kitap. Mutlaka okuyun diyorum.

Puanım : 9,5 /10

Bu yazı toplamda 6 kez okundu.

Kitapyurdu’ndan 7-8 tane kitapla beraber sipariş etmiştim Osmanlı’da Harem kitabını. Geçen gün de okumaya başladım. Akıcı, bilgilendirme yönünden de çok iyi olan bir kitap. Günümüzde “seks yuvası” olarak lanse edilen haremin aslında nasıl bir müessese olduğunu, cariyelerin eğitimlerinin nasıl olduğunu, hangi vazifelerle görevli olduklarını, İslam Hukuku’nda cariyelerin statüsünü mükemmel bir şekilde açıklamış Prof. Ahmed Akgündüz. Kitap hakkında yazılanlardan bazıları şu şekilde;

Bu kitap incelendiğinde, “Gerçek Harem Nedir?” sualinin cevabı için şu hususların bilinmesi gerektiği anlaşılacaktır:

Birincisi; her konuda olduğu gibi harem konusunda da tarihimiz çarpıtılmış ve saptırılmıştır.

İkincisi; İslâm hukukunda ve mukayeseli hukukta köle ve cariye konusu bilinmeden harem konusu tam olarak anlaşılamayacaktır.

Üçüncüsü; Osmanlı Devleti’ndeki harem uygulaması baştaki iki konu özetlendikten sonra kısaca ve doğru olarak aydınlatılmalıdır. Aksi takdirde Haremden bahsetmek yanlıştır. Bu hususlar Osmanlı’da Harem konusunun özüdür.

“Akgündüz’ün kitabı, diyebilirim ki, Osmanlı’ya bilhassa padişahlarımıza yapılan iftiraların milli vicdandaki üzüntü ve tepkisine tercüman oluyor. Osmanlı’yı bir bakıma yeniden keşfediyor gibiyiz. Osmanlı’nın ta kendisi ve meşru varisleri, çocukları olarak her türlü yeni ve doğru bilgiye muhtacız. Osmanlı’yı iyi ve doğru bilmeden Türkiye’nin geleceğe yürümesi mümkün değildir. Prof. Dr. Ahmed Akgündüz gibi konularında gerçekten uzman, gayret sahibi, enerji dolu, eline kalem alabilen tarihçilerimizi tebrik ediyorum.”

Yılmaz Öztuna, Tarihçi-Yazar

“Osmanlı’da Harem, sadece ciddi bir boşluğu doldurmakla kalmamış maksatlı veya maksatsız yalanların ecdatla aramıza gerdiği perdeye ilmin indirdiği bir kılıç olmuştur. Bu kitapla perde açılıyor, haremin seks; işret yeri değil de, bir hizmet mahilli, eğitim yuvası olduğu karşımıza çıkıyor.”

Dr. Mehmed Niyazi Özdemir, Araştırmacı Yazar

Bu kitap, tarihçilerin ve tarihe meraklı kişilerin başucunda mutlaka bulunmalıdır. Bir kaynak kitap görevi üstleniyor. Merak edilen, revaçta olan bir konuyu ele aldığı için 2 gün sürdü benim bitirmem. Okuduktan sonra gerçek haremi tanıyacak, tabularınızdan kurtulacağınızı tahmin ediyorum. En kısa sürede okumaya çalışın derim ben. :)

Puanım : 9,5 / 10

Bu yazı toplamda 32 kez okundu.