Skip to content

Archive

Category: Tarih
Ahmet Şimşirgil Hocamızdan kıymetli bilgiler öğrendik

Yaklaşık 2 hafta evvel Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof. Dr Ahmet Şimşirgil Hoca, Kastamonu’da bulunan Sıla Erkek Öğrenci Yurdu’nda “Osmanlı’yı anlamak” konulu bir konferans düzenledi. Öğrenciler olarak biz çok istifade ettik. Çok kıymetli bilgiler anlatıldı. Toplantıdan sonra yaklaşık 1 saat kendileriyle muhabbetimiz oldu. Bu sırada Kayı 4 kitabını da imzalattık Ahmet Hocamıza. Söz fazla uzatmadan Kastamonu Sözcü gazetesinde yayınlanan haberi aşağıda paylaşıyorum efendim.

Kastamonu Şaban-ı Veli Eğitim, Kültür ve Sağlık Hizmetleri Derneğince tertip edilen, “Osmanlı’yı Tanımak” konulu konferans Sıla Öğrenci Yurdunda büyük ilgi gördü.

Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof. Dr Ahmet Şimşirgil, hedef sahibi olmak ve bunun için gayret göstermek gerektiğini ifade ederek, Osmanlı’nın ve Osmanlı padişahlarının hedeflerinin makam, şan, şöhret ve basit gayeler olmadığını anlattı. Osmanlı’nın çok iftiralara maruz kaldığını çarpıcı örneklerle izah eden Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’ye vasiyetnamesine Fatih, Yavuz, Kanuni gibi padişahların tamamen sadık kaldıklarını, Osmanlı ile ilgili her türlü çalışmanın belgelere dayandırılması gerektiğini söyledi. Osmanlı’yı anlatan kitabı Kayı serisinin belgelere dayalı bir eser olduğunu ve bu belgelerin kitapta genişçe bildirildiğini de açıklayan Şimşirgil, özellikle Kanuniyi anlatan Kayı-4 kitabının okunmasını istedi. Konuşmasının sonunda, gösterilen ilgiden çok memnun kaldığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, kitaplarını imzalarken de öğrencilerle sohbet etti.

Konferans sonunda kısa bir konuşma yapan Kastamonu Şaban-ı Veli Eğitim Kültür ve Sağlık Hizmetleri Derneği Başkanı Enis Köklü, hem Ahmet Şimşirgil’e hem de konferansı ilgi ile dinleyen öğrenci ve misafirlere teşekkür ve takdirlerini bildirdi.

Bu yazı toplamda 55 kez okundu.

• Savaş meydanında şehit olan ilk ve tek padişah 1. Murad Hândır. (I. Kosova Savaşı-1389)

• İlk matbaa, 3. Sultan Ahmed Hân zamanında ve 1727 yılında faaliyete geçen İbrahim Müteferrika Matbaası’dır.

• İlk vapur, 2. Sultan Mahmud Hân zamanında 1827’de satın alınmış olup halk arasında Buğu Gemisi adıyla anılmıştır.

• İlk kıyafet kanunu 3 Mart 1829’da ve 2. Sultan Mahmud Hân zamanında yayınlanmıştır. Bu kanuna göre memurlarının fes, ceket, pantolon ve kaput giymeleri kararlaştırıldı.

• İlk gazete 2. Sultan Mahmud Hân döneminde ve 1 Kasım 1831 Salı günü yayınlanan Takvim-i Vakâyi’dir.

• İlk borçlanma da; Sultan Abdülmecid Hân döneminde 1855 yılında İngiltere ve Fransa’dan 5 milyon İngiliz altını alınmıştır.

• İstanbul’da öldürülen ilk padişah, Genç Osman adıyla bilinen 2. Sultan Osman Hândır.

• İlk telgraf Sultan Abdülmecid Hân döneminde 9 Eylül 1855 tarihinde, İstanbul-Varna arasında faaliyete geçmiştir.

• Avrupa’ya giden ilk ve tek Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz Hândır. Gezisi 21.06.1867’de başlayıp 44 gün sürmüştür.

• İlk sergi, 27 şubat 1863’de Sultanahmed Meydanı’nda Sultan Abdülaziz Hânın katıldığı bir törenle açılan Sergi-i Osmanî’dir.

• İstanbul’a ilk tünel Sultan Abdülaziz Hân zamanında 17 Ocak 1874’de açıldı. Tünel 575 m uzunluk ve 7 m genişliğindedir.

• Haydarpaşa-Ankara demiryolu  2. Sultan Abdülhamid Hân zamanında 1888’de yapıldı.

• İlk Boğaziçi Köprü Projesi  Sultan 2. Abdülhamid Hân döneminde 1900’da yapıldı. Anadoluhisarı ile Rumeli Hisarı arasında bir köprü kurulması için çalışmalara başlandı. Köprü üzerine demiryolu döşenmesi de planlanmıştı.

Kaynak: TÜRKİYE TAKVİMİ

Bu yazı toplamda 137 kez okundu.

Son Bozgun kitabı, uzun süre evvel Kitapyurdu’ndan aldığım kitaplar arasındaydı. 11 Temmuz Pazartesi günü başladım okumaya ve yaklaşık 1 ay civarı bir sürede de bitirdim.

Son günlerde okuma hızımı biraz arttırdım ve son gün 95 sayfa okuyarak son noktayı koydum kitaba.
Vehbi Vakkasoğlu bu kitabında resmi tarih kitaplarında bize gösterilen bazı bilgilerin yanlışlığını gösteriyor. Daha doğrusu Osmanlı’nın yıkılma ve Cumhuriyet’in kurulma süreçlerine katkısı bulunan nice kıymetli insanın “bilerek” unutturulduğunu belirtiyor. Özellikle de Kâzım Karabekir Paşa’nın Mustafa Kemal’in görüşlerini pek desteklemese de ülkenin kurtulması için ona daima destek çıkması, halka onu kabul ettirmesi gibi konular mevcut. Kitap, İzmir’in işgali sırasında yaşananlar, Yunanlıların yaptığı işkenceleri de anlatmış. Okurken içim cız etti. Ecdadımız iman gücüyle o günlerden kurtulmayı bilmişler, acaba biz öyle bir durumla karşı karşıya kalsak, halimiz ne olur? diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Kitap 12 bölümden meydana geliyor.
1- Çöküş Yılları
2- Mustafa Kemal Anadolu’ya Nasıl Geçti?
3- İzmir’i İşgal Hazırlıkları
4- İşgalin Başlaması ve Düşmana Atılan İlk Kurşun
5- İzmir’in İşgaline Tepkiler
6- Şahlanışa Doğuş
7- Rus Maşası Yunanistan
8- Erzurum, Milli Mücadele’nin Bel Kemiğidir
9- Azil mi İstifa mı?
10- Kongrenin Açılışı
11- Mustafa Kemal’in İlk Muhalifleri Erzurum Kongresi’ndeydi
12- Milli Mücadelenin Altında Bir İhtilal mi Gelişiyor?

continue reading…

Bu yazı toplamda 41 kez okundu.

Yılmaz Öztuna’nın Babıali Kültür Yayıncılığı‘ndan çıkan, “Avrupa Türkiyesi’ni Kaybımız – Rumeli’nin Elden Çıkışı” kitabında; Osmanlı’nın kaderini belirleyen iki büyük savaş, yani Balkan Savaşı ve Rus Harbi anlatılıyor. Öztuna, ordunun siyasete girmesi ve ikiye bölünmesiyle birlikte koskoca bir imparatorluğun kısa zamanda nasıl yok olduğunu güzel bir dille anlatmış.

continue reading…

Bu yazı toplamda 23 kez okundu.

Yaklaşık 2 aydır okumakta olduğum Bir Darbenin Anatomisi kitabını bugün bitirebildim ancak. Detaylı, dikkatle okunması gereken bir kitap olduğundan dolayı bitirmesi uzun sürdü.

Yılmaz Öztuna bu kitabında 1876 askerî darbesini, Sultân Abdülazîz’in tahttan indirilmesini ve ölümü olayını, bütün detayları ile anlatıyor. Ö dönemin bütün şâhitlerinin ifâdelerini birinci elden kaynaklardan ve belgelerden aktararak veriyor.

1876 darbesi, sonradan İmparatorluk ve Cumhuriyet Türkiyesi’nde yapılan diğer askerî darbelere örnek oluşturduğu için çok önemlidir. Ayrıca Türkiye’nin bugünkü sınırları, sosyal ve kültürel yapısı üzerinde derinlemesine etkileri vardır.

Kitap 4 bölümden meydana geliyor. 1. bölümde Eylemin kişileri başlığı altında, eylemi gerçekleştirenler hakkında bilgi veriliyor. Darbede başrol oynayan Hüseyin Avni Paşa ve Midhat Paşa ile Mütercim Rüşdü Paşa, Hasan Hayrullah Efendi bunlardan bazıları. (Özellikle Hüseyin Avni Paşa ve Midhat Paşa’nın devlete çok ama çok büyük zarar verdiler.)

İkinci bölüm, yani Eylem bölümü 2 başlık altında incelenmiş. Tahttan indirme ve cinayet kısmı. Tahttan indirme bölümünde eylemin gerçekleştirilmesi ve Abdülaziz Han’ın Topkapı Sarayı’na nakledilmesi konu alınmış. Askerin kandırılması, padişahın uyandırılması, kayığa bindirilmesi, Kadın-Efendi’nin şalının alınması, darbeyi ihtar teşebbüsleri, Beşinci Murad’ın durumu, darbenin yankıları, hazinenin yağması ve Abdülaziz Han’ın Ortaköy’e nakli gibi başlıklar var. Cinayet bölümünde ise Abdülaziz Han’ın kollarının kesilerek öldürülmesi, olayın tahlili ve münakaşası, ölümün adli tıp bakımından değerlendirilmesi ele alınıyor. – Bu bölümü okurken içim cız etti. Koskoca Osmanlı Devleti’nin Padişahına, Sultanlara yapılan muameleler gerçekten insanın içini sızlatıyor. Mal mevki uğruna yapılanlar çok acımasızca. Hele Abdülaziz Han’ın hunharca katledilmesi çok ama çok acı bir durum. Herşey makam ve mevki uğruna. 5. Murad’ı tahta çıkartarak istediklerini yaptırabileceklerini sananlar, bu ülkeyi daha iyi bir hale getirmek için çalıştıklarını söyleyenler ne yazık ki ülkeyi çok ama çok geriye götürmüşlerdir. -

Üçüncü bölümde Karşı Eylem başlığı altında, Çerkez Hasan Bey’in Hüseyin Avni Paşa’yı öldürmesi mevzu bahis olarak ele alınmış. O sırada Veliahd Abdülhamid Efendi’nin tahta çıkması ve Birinci Meşrutiyet’in ilanı vs. anlatılıyor.

Dördüncü bölümde ise Yargı bölümü 2 başlık altında incelenmiş. Hazırlık Sorgusu ve Mahkeme bölümleri. Bu bölümde de darbeyi gerçekleştirenlerin mahkemeye çıkması, ifadelerinin alınması ve en sonunda gereken cezaların kendilerine verilmesi anlatılıyor.

Yılmaz Öztuna hakikaten harika bir iş çıkarmış. Kitabı okurken yeri geldi üzüldüm, yeri geldi sinirlendim. Çünkü çok üzücü bir olay bu. Mutlaka okunması gereken ve ders alınması gereken bir eser.

Tarih, bu darbeyi gerçekleştirenleri asla affetmeyecek.

Puanım : 9,5 / 10

Bu yazı toplamda 65 kez okundu.

Yaklaşık 15 gün sonra bir kitap değerlendirmesiyle döndüm siteye. Bu sefer Vehbi Vakkasoğlu’nun Osmanlı İnsanı kitabıyla.

Kitapçıda gezerken rastlamıştım bu kitaba. Merak ettim, ilgimi çekti ve Kitap Yurdu’ndan aldığım kitaplar arasına ekledim. Son günlerde okumaya biraz ara vermiştim ama 2 gündür durumu toparladım, eski tempoya döndüm diyebilirim.

Vehbi Vakkasoğlu, eski değerlerimizden, Osmanlı’dan uzaklaştığımız bu günlerde bu eseriyle bizlere adeta ışık oluyor. Kitapta, Osmanlı’nın 600 yıllık hakimiyetinin sırlarını görüyoruz. Osmanlı insanının Müslümanlığın gereklerini nasıl yerine getirdiğini okudukça, içimiz cız etmiyor değil. Şimdiki durumumuza baktığımızda hakikaten içimiz yanıyor. Eski değerlerimize ne kadar da yabancı kalmışız, demeden geçemiyoruz. Kitabın arkasındaki tanıtım yazısını aktaralım:

“Osmanlı geldi geçti mi, yoksa hala yaşıyor mu?
Osmanlı bu günlere neler bıraktı?
Osmanlı hangi taraflarıyla yaşıyor ve yaşamalı?
Osmanlı insanını ve ahlakını bu yapısıyla 623 yıl ayakta tutan sırlar nelerdir.
Osmanlı’yı sevmeyenler, hatta düşman olanlar bile onun hangi taraflarının takdir ediyorlardı.
Evet, Osmanlı’yı anlamak için onu meydana getiren insanları tanımak gerekir. Zaten Osmanlı’nın en büyük şansızlığı, torunları tarafından anlaşılmamasıdır. Bu eser, Osmanlıya 700. yıl yaş günü dolayısıyla sunulan bir gönüldür. Bu gönül Osmanlı’dan af diliyor, özür diliyor ve helallik istiyor.”

Osmanlı İnsanı, gerçekten muhteşem bir eser. Vehbi Vakkasoğlu’na böyle bir eser için teşekkürlerimi sunuyorum. Eski değerlerimizi hatırlamak, bilmediklerimizi de öğrenmek amacıyla okunabilecek çok güzel bir kitap. Mutlaka okuyun diyorum.

Puanım : 9,5 /10

Bu yazı toplamda 6 kez okundu.

Kitapyurdu’ndan 7-8 tane kitapla beraber sipariş etmiştim Osmanlı’da Harem kitabını. Geçen gün de okumaya başladım. Akıcı, bilgilendirme yönünden de çok iyi olan bir kitap. Günümüzde “seks yuvası” olarak lanse edilen haremin aslında nasıl bir müessese olduğunu, cariyelerin eğitimlerinin nasıl olduğunu, hangi vazifelerle görevli olduklarını, İslam Hukuku’nda cariyelerin statüsünü mükemmel bir şekilde açıklamış Prof. Ahmed Akgündüz. Kitap hakkında yazılanlardan bazıları şu şekilde;

Bu kitap incelendiğinde, “Gerçek Harem Nedir?” sualinin cevabı için şu hususların bilinmesi gerektiği anlaşılacaktır:

Birincisi; her konuda olduğu gibi harem konusunda da tarihimiz çarpıtılmış ve saptırılmıştır.

İkincisi; İslâm hukukunda ve mukayeseli hukukta köle ve cariye konusu bilinmeden harem konusu tam olarak anlaşılamayacaktır.

Üçüncüsü; Osmanlı Devleti’ndeki harem uygulaması baştaki iki konu özetlendikten sonra kısaca ve doğru olarak aydınlatılmalıdır. Aksi takdirde Haremden bahsetmek yanlıştır. Bu hususlar Osmanlı’da Harem konusunun özüdür.

“Akgündüz’ün kitabı, diyebilirim ki, Osmanlı’ya bilhassa padişahlarımıza yapılan iftiraların milli vicdandaki üzüntü ve tepkisine tercüman oluyor. Osmanlı’yı bir bakıma yeniden keşfediyor gibiyiz. Osmanlı’nın ta kendisi ve meşru varisleri, çocukları olarak her türlü yeni ve doğru bilgiye muhtacız. Osmanlı’yı iyi ve doğru bilmeden Türkiye’nin geleceğe yürümesi mümkün değildir. Prof. Dr. Ahmed Akgündüz gibi konularında gerçekten uzman, gayret sahibi, enerji dolu, eline kalem alabilen tarihçilerimizi tebrik ediyorum.”

Yılmaz Öztuna, Tarihçi-Yazar

“Osmanlı’da Harem, sadece ciddi bir boşluğu doldurmakla kalmamış maksatlı veya maksatsız yalanların ecdatla aramıza gerdiği perdeye ilmin indirdiği bir kılıç olmuştur. Bu kitapla perde açılıyor, haremin seks; işret yeri değil de, bir hizmet mahilli, eğitim yuvası olduğu karşımıza çıkıyor.”

Dr. Mehmed Niyazi Özdemir, Araştırmacı Yazar

Bu kitap, tarihçilerin ve tarihe meraklı kişilerin başucunda mutlaka bulunmalıdır. Bir kaynak kitap görevi üstleniyor. Merak edilen, revaçta olan bir konuyu ele aldığı için 2 gün sürdü benim bitirmem. Okuduktan sonra gerçek haremi tanıyacak, tabularınızdan kurtulacağınızı tahmin ediyorum. En kısa sürede okumaya çalışın derim ben. :)

Puanım : 9,5 / 10

Bu yazı toplamda 52 kez okundu.

Ecdadımızın bundan 96 yıl önce Çanakkale’de yazdığı büyük destanın yıldönümü törenlerle anılıyor. Türkiye’nin dört bir yanında düzenlenen törenlerde, Çanakkale’de işgal kuvvetlerine aman vermeyen kahraman Osmanlı Ordusu’nun şehidleri rahmetle yad ediliyor.

Çanakkale Zaferi’nin 96. yıldönümü törenlerle kutlanıyor. 1. Dünya Savaşı sırasında 1915–1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası’nda Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebesi olan Çanakkale Savaşı’nda Osmanlı Ordusu, bundan 96 yıl önce bir destan yazdı. İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan İtilaf Devletleri ellerinde bulundurdukları teknolojik imkanları ve bütün güçleriyle Çanakkale Boğazı’na saldırdı ancak ordumuzun destansı direnişini kıramadı.

“HASTA ADAM” DÜŞMANI PÜSKÜRTTÜ

Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’u alarak boğazların kontrolünü ele geçirmek, Rusya’yla güvenli bir geçiş koridoru açmak ve Alman müttefiklerinden birini savaş dışı bırakarak Osmanlı, Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya’dan oluşan İttifak Devletlerini zayıflatmak amacıyla Çanakkale Boğazı’nı ele geçirmek istiyordu. Yoğun çatışmaların olduğu ve yüzbinlerce can kaybının yaşandığı savaşta, ‘hasta adam’ olarak ilan edilen Osmanlı Ordusu, düşmanı geri püskürtmeyi başardı.

“ÇANAKKALE GEÇİLMEZ”

Gerçekleşen zaferin ardından Çanakkale için “Çanakkale Geçilmez” sözü tarihe geçti. İtilaf Devletleri Çanakkale’nin geçilmez olduğunu anladılar ve geri çekilmek zorunda kaldılar.

Çanakkale’de savaşan mücahidler iman dolu göğüsleriyle, İtilaf Devletlerinin hücumlarını boşa çıkarmış ve tarih yazarak, zafer kazanmıştı. 18 Mart 1915 tarihinde Osmanlı’nın zaferi kesinleşti ve bugün Çanakkale zaferi yurdun dört bir yanında kutlanıyor.

Bu tarihi günün yıldönümünde tüm şehitlerimizi saygıyla anıyoruz. Allahü teala onlardan razı olsun, mekânları Cennet olsun. Huzur içinde yatsınlar…

HABERVAKTİM

Bu yazı toplamda 221 kez okundu.

Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Ahmet Şimşirgil Hoca, çok sevdiğim, kıymet verdiğim ve programlarını zevkle dinlediğim bir tarihçidir. TGRT FM’de her Perşembe akşamı 19:50′de yayınlanan Tarih ve İnsan programı gerçekten muhteşem. Ahmet Hoca’nın programlarını TGRT FM’in web sayfasından arşiv bölümüne girerek tarih tarih indirebilirsiniz.

Ahmet Hocamızın yenilenen sitesi çok hoş olmuş. www.ahmetsimsirgil.com Eski siteye göre göze çok daha hoş gelen bir yapı tasarım kullanılmış. Mavi renk de gözlerimizi açıyor ve sitede daha rahat gezebiliyoruz. Sayfalar “html” formatında hazırlanmış. Üst menüde Ahmet Şimşirgil’in hayatı, yazdığı eserler hakkında bilgilere ulaşabilirsiniz. Sağ menüde Ahmet Hoca’nın son makaleleri ile Harem ile ilgili yazılar yer alıyor. Sol menüde ise Osmanlı Sultanları’ndan birkaçının yer aldığı bilgi bölümü ile eserlerinin resimleri bulunuyor.

Siteye değinmişken Sayın Ahmet Hocamızın TGRT FM’deki Tarih ve İnsan programıyla ilgili de bir tanıtım yapalım:

Tarih milletlerin hafızasıdır. İnsanlar için bir ibretler hazinesidir. Bu tanımdan hareketle program tarihi bir nostalji olmaktan ve sadece geçmişe yolculuk yapmaktan çıkarıp ondan dinleyicisine azami istifadeyi vermeyi gaye ediniyor.

Tarihini öğrenen geçmişini tanır. Geçmişini tanıyan kendini bilir. Tarih ve İnsan kişinin kendisini tanımasına ve bilmesine yardımcı olmayı hedefliyor. Tarih ve İnsan devletleri, idarecileri, kültürü, medeniyeti, sosyal, siyasi ve dini hayatı en güzel örnekleri ile tanıtıyor.

Bir taraftan dinleyicilerin meraklarını gideriyor bir taraftan suallerine en doğru en ilmi ve en doyurucu cevaplar veriyor.

İlmi tarihçiliği zevk veren canlı bir üslupla sunuyor.

Tarih ve İnsan Perşembe  günleri saat  19:50′de TGRT FM’de…

Ahmet Şimşirgil'in web sayfasına http://www.ahmetsimsirgil.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Bu yazı toplamda 34 kez okundu.

Tarih 5 Şubat 2011. Yaklaşık 2-3 aydır görüşemediğim hayatımdaki en önemli şahsiyetlerden birisi olan Cem Hocam ile Üsküdar’da buluşuyor ve güzel bir gün geçiriyoruz. Hocam zaten Tarih Öğretmeni olduğu için kitaplara ve tarihe meraklı, ben de O’nun yanında dura dura kapmışım birşeyler. Dayanamıyoruz ve giriyoruz NT Mağazası’na. Güzelce dolandıktan sonra ben F1 2010 Yıllığı’nı görüyorum ve kaçırmıyorum, alıyorum kendi paramla. Çıkmadan evvel Yavuz Bahadıroğlu’nun kaleminden çıkan Kanuni Sultan Süleyman eserini görüyoruz. – Mâlumdur ki Muhteşem Yüzyıl adlı dizi sebebiyle en çok satan eserler arasına giren bir kitap bu – Cem Hocam bu kitabı okuyup okumadığımı soruyor, ben de okumadım cevabını verince gidiyor kasaya ve bir tane alarak bana hediye ediyor ve ekliyor; Sen bana 2 kitap (Dinlerarası Diyalog Tuzağı ve İngiliz Casusunun İtirafları) getirdin madem hediye olarak, bu da benden sana hediye olsun. Böyle güzel bir hediyeyi çok sevdiğim bir hocamdan almak benim için apayrı bir mutluluk oluyor tabi ki.

Bu kitap bana hediye edildiği gün köşesine tarihiyle beraber not ediyorum Cem Hocam’ın hediyesidir diye. Anlamı büyük benim için. Neyse. Gelelim kitaba. Okuduğum 1-2 kitap olduğu için hemen başlayamamıştım bu kitaba ama yaklaşık 2 hafta sonra okumaya başladım. Muhteşem Yüzyıl adını verdikleri dizi söz konusu olunca insan doğrusunu öğrenmek için bir başka okuyor tabi ki.

Kitaptan bazı alıntılar;

“Şehzade Süleyman, çocukluğunda tüm şehzadelerin olduğu gibi çok iyi bir eğitim alıyordu. Fennî bilimlerin yanında dini ilimlerde de çok iyi ustalar – alimler – tarafından yetiştiriliyordu. Manisa Sancakbeyliği’nde bulunurken halkla içiçe yaşıyor, namazlarını halkın arasında cemaatle kılıyor, sıkıntılarıyla yakından ilgilenip onlar için elinden geleni yapıyordu. Gençken tanıştığı Pargalı İbrahim ise geleceğin Maktul -veya Makbul ikisi de belirtiliyor kaynaklarda- İbrahim Paşa olacaktı.”

continue reading…

Bu yazı toplamda 86 kez okundu.