Şub 23

Divan Edebiyatı hesabıyla Twitter’dayız…

2 gün evvel ecdadımızın güzel sözlerini, manalı beyitlerini insanlara ulaştırabilmek, bu konuda bir katkıda bulunmak amacıyla Twitter’da Divan Edebiyatı isimli bir hesap açtık. 2 günde 25 takipçi elde ettik çok şükür. Sizleri de hesabımıza bekliyoruz.

Takip etmek için — https://twitter.com/divanedebiyati

Kas 27

Fatih Sultan Mehmed’in (Avnî) muhteşem gazelinin açıklaması

Ağlasa âşık belâ-yı hecr ile nâlân olup
Gözlerinden akan anun yaş yerine kan olup

(Aşık dediğin ayrılık ateşiyle ağlamalıdır, o derece ki gözlerinden yaş yerine kan akması gerekir.)

Geh cefâ kûhı gubârından örünse kisveti
Geh belâ vadisini geşt eylese üryân olup

(Aşık ya cefa dağının tozlarıyla giyinmelidir, ya da çölde giyinmeden dolaşmalıdır. İlk mısrada Ferhat’ın, ikinci mısrada ise Mecnun’un resmini çiziyor Fatih Sultan Mehmed)

Her ne denlü cevrler görse vefalar eylese
Her ne denlü gülseler hâline ol giryân olup

(Her ne kadar eziyet görse, istırab görse, herkes ona alay ederek gülse de aşığın vefası artmalı, aşık sadakattan ayrılmamalıdır.)

Râz-ı aşkı aşikâr etmeğe takat bulmasa
Sinesinde nâvek-i dil-dûzlar pinhân olup

(Aşkın sırrını açık etmek ayıbtır, zaten aşık da bunu yapmak istemez ama buna gücü yetmese bile sinesine yediği oklar sebebiyle rahat nefes alıp onu da yapamamalı, istese de o sırrı verememeli.)

Dilberinden rahme er olmazsa ol dil hastaya
Kimseler derdine derman edemez imkan olup

(Eğer sevgilisinden bir lütfa kavuşmazsa onu hiçbir ilaç iyi edemez.)

Gam beyabanına her gün eylese seyr ü sefer
Her gece mihnet- serâ-yı firkate mihmân olup

(Aşığın hem gecesi hem gündüzü eziyet olursa kayda değer olur.)

Verseler mülki cihanın tac-u taht-ı devletun
Avnî köyün terkin etmez başına sultan olup

(Dünyanın tacını, tahtını, saltanatını tamamını bana verseler ey sevgili, senin köyünün çevresini terk edip de o tacı başıma alıp bahtiyarlık taslamam.)

HAYATİ İNANÇ HOCAMIZIN KONUK OLDUĞU VE BU GAZELİ AÇIKLADIĞI “YENİ BİRŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM” ADLI PROGRAMI AŞAĞIDAN İZLEYEBİLİRSİNİZ…

Kas 22

Su Kadisesi

Divan Edebiyatı’na merakım az da olsa vardı. Ancak son zamanlarda bazı arkadaşlarımın sayesinde bu alana daha çok vakit ayırmaya başladım. Ve okudukça da Divan Edebiyatı’nın nasıl mükemmel bir alan olduğunu daha iyi anladım. Hâla da okumaya devam ediyorum. İşte Divan Edebiyatı’na olan merakımdan dolayı okuduğum kitaplardan birisi de İskender Pala’nın, Fuzûlî’nin eşsiz eserini konu alan Su Kasidesi’ydi.  Bu kitâbı, 13 Kasım tarihinde gittiğimiz TÜYAP Kitap Fuarı’ndan almıştım. TÜYAP’ın da muhteşem bir ortamı olduğunu söylemek isterim.

Efendim bilmeyenler için söyleyelim. Su Kasidesi, Fuzûlî’nin Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam’ı “sallallahü aleyhi ve sellem” övmek amaçlı yazdığı bir şiirdir. Bu tür şiirlere edebiyatta naat deniyor efendim. Her beytin sonu “su” kelimesi ile bittiği için Su Kasidesi adıyla meşhur olmuş bir şiirdir.

Efendim, müsadenizle kitabın değerlerlendirmesine geçmek istiyorum şimdi de. Su Kasidesi muhteşem bir eser. Fuzûlî o kadar güzel ifadeler kullanmış ki hayran olmamak elde değil. Tabi bu naat’ın mükemmelliği kitaba da aksetmiş, yansımış. İskender Pala da beyitleri açıklarken o kadar güzel anlatmış ki, hayran olmamak elde değil. Bir beyitten farklı farklı anlamlar çıkabiliyor.

Continue reading

Kas 20

Ağlasa âşık belâ-yı hecr ile nâlân olup

Ağlasa âşık belâ-yı hecr ile nâlân olup
Gözlerinden akan anun yaş yerine kan olup

Geh cefâ kûhı gubârından örünse kisveti
Geh belâ vadisini geşt eylese üryân olup

Her ne denlü cevrler görse vefalar eylese
Her ne denlü gülseler hâline ol giryân olup

Râz-ı aşkı aşikâr etmeğe takat bulmasa
Sinesinde nâvek-i dil-dûzlar pinhân olup

Dilberinden rahme er olmazsa ol dil hastaya
Kimseler derdine derman edemez imkan olup

Gam beyabanına her gün eylese seyr ü sefer
Her gece mihnet- serâ-yı firkate mihmân olup

Verseler mülki cihanın tac-u taht-ı devletun
Avnî köyün terkin etmez başına sultan olup

Fatih Sultan Mehmed Hân

(Önümüzdeki hafta -yani ayın 29’undan sonra- bu gazeli açıklamasıyla beraber paylaşmayı düşünüyoruz inşaallah)

Kas 13

Google+’da “Divan Edebiyatı” sayfamızı açtık

Bildiğiniz üzere Google+, değişikliklerine bir yenisini daha ekledi ve sayfa özelliğini kullanıcılarına sundu. Biz de bu yeni özellikten faydalanarak sizlere Divan Edebiyatı’ndan birbirinden güzel beyitleri ulaştırabileceğimiz bir sayfa açmak istedik ve “Divan Edebiyatı” ismi ile yeni bir sayfa kurduk. Mümkün oldukça Fuzûlî, Bâkî, Nef’î, Nâbi, Şeyhülislam Yahyâ gibi isimlerden derlediğimiz beyitleri sayfamızda paylaşacağız inşallah.

Google+ kullanan takipçilerimizi, bu güzide sayfamıza bekliyoruz.

Sayfamıza buradaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz - Divan Edebiyatı G+ Sayfası

Kas 11

Beyit Bahçesi – 3

Vermeyen cânın sana bulmaz hayât-ı câvidân
Zinde-i câvîd ana derler ki kurbândur sana

Fuzûlî

Sana canını vermeyen ebedî hayata erişemez. Ebedî hayata erişen ona derler ki sana kurbândır.

Sinemde aşkını tutalım etmişim nihân
Amma ki kande saklayalım âh-ı hasreti

Nedîm

Farzedelim ki aşkını kalbimde saklamış herkesten gizlemişim. Peki ya hasret ahlarını nerede(nasıl) saklayalım?…

Erbab-ı kemali çekemez nakıs olanlar
Rencide olur dide-i huffuş ziyadan

Ziyâ Paşa

Yarasanın gözleri nasıl ışığa dayanamazsa, cahil insanlarda olgun kişilere tahammül edemezler..

Gönül Mecnûn gibi dil-beste olma zülf-i Leylâ’ya
Seni sâhra-neverd-i aşk eden zîrâ Hudâ’dır hep

Haşmet

A gönül! Mecnun misali, Leyla’nın zülfüne hemen gönül bağlama. Çünkü seni aşk çöllerinde gezdirip duran Leyla değil, Mevlâ’dır hep.

Dehenin derdüme dermân dediler cânânum
Bildiler derdümi yohdur dediler dermânun

Fuzûlî

Cananım, önce derdimin dermanının senin ağzında olduğunu söylediler / Sonra derdimin ne olduğunu öğrenince dediler ki, “senin derdine derman bulunmaz!”

Tut gözün ey dûd-i dil çerhin ki devrin terk edip
Kalmasın hayrette çeşm-i gevher efşânım görüp

Fuzûlî

Ey yüreğimden çıkan aah dumanı, Feleğin gözlerini kapat ki dönmekten vazgeçip, Gözlerimden inciler saçıldığını görüp de neye uğradığını şaşırmasın!

Kas 10

Aşka kâbil dil mi yok şehr içre yâ dilber mi yok

Aşka kâbil dil mi yok şehr içre yâ dilber mi yok
Mest yok meclisde bilmem mey mi yok sâgar mı yok

Gonca-i dil açılıp hâtır nice şâd olmaya
Bâğda güller mi yok gülşende bülbüller mi yok

Görmeziz bir dil ki tûtî gibi güftâr eyleye
Söyledir mi yok cihânda bilmezin söyler mi yok

Sengden dil kem mi yâ seng-i siyâhı la’l eder
Afitâb-i feyz-bahşâ-yı bülend-ahter mi yok

Niçin ebkâr-i ma’ânî beslemez erbâb-i nazm
Yoksa Yahyâ gibi üstâd-i sühan-perver mi yok

Şeyhulislam (Zekeriyazâde) Yahya

Kas 08

Beyit Bahçesi – 2

Hemîşe merdüm-i çeşmim izâr-ı yâre bakar,
Gözüm o pencereden sahn-ı lâlezâra bakar

Şeyhülislam Yahyâ

Gözbebeklerim her dem yarin yanaklarına bakar. Ben sanırım ki, gözlerim lale bahçesine bakıyor.

Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyuz
A’lâlara a’lâlanuruz pest ile pestüz

Bağdad’lı Rûhî

Bu fani dünyada ne makam ve rütbe sahibi, ne de çaresiz düşkün biriyiz. Yüksek mevkide olanla aşık atmayı da biliriz, garibanla garip olmayı da biliriz.

Tut gözün ey dûd-i dil çerhin ki devrin terk edip
Kalmasın hayrette çeşm-i gevher efşânım görüp

Fuzûlî

Ey yüreğimden çıkan aah dumanı, Feleğin gözlerini kapat ki dönmekten vazgeçip, Gözlerimden inciler saçıldığını görüp de neye uğradığını şaşırmasın!

Dehenin derdüme dermân dediler cânânum
Bildiler derdümi yohdur dediler dermânun

Fuzûlî

Cananım, önce derdimin dermanının senin ağzında olduğunu söylediler. Sonra derdimin ne olduğunu öğrenince dediler ki, “senin derdine derman bulunmaz!”.

Gönül Mecnûn gibi dil-beste olma zülf-i Leylâ’ya
Seni sâhra-neverd-i aşk eden zîrâ Hudâ’dır hep

Haşmet

A gönül! Mecnun misali, Leyla’nın zülfüne hemen gönül bağlama. Çünkü seni aşk çöllerinde gezdirip duran Leyla değil, Mevlâ’dır hep.